Ana Menü

* HAFTANIN TEMALARI *

Hüzün Yanığı - Sinan Yağmur

Başlatan ♫ MELODi ♫, 25 Tem 2026 12:22:41

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

♫ MELODi ♫


Islak harflerle konuş benimle sevdiğim.Ben sende en çok hüznü sevdim. Uzaklığı ayrılığın mesafesi bilirdim, meğerse ucu kapanmayan uzaklıklar yakınlıktan doğarmış. Aşk uzaklıktır, ölüm ise yakınlık. Aşk ile ölüm arasındaki perdenin adıdır hüzün. Ve her aşığın hüzünden geçen hazin bir hikâyesi vardır.

Kirletilen bir aşkı ancak hüzün temizler. Sürekli sorgu ve hesaplaşmaya dönen bir evliliği hüzün yanığı teselli eder. Aşk. Ayrılık. Yalnızlık. Yoksulluk. Ölüm. Hüzün yangınlarının beş mevsiminden günümüz insanlarının yalnızlığına bir yürek esintisi Hüzün Yanığı. Tasavvufi aşkı konu ettiği romanlarıyla milyonlarca okura ulaşan Sinan Yağmur, bugünde yaşanan bir aşk hikâyesiyle İstanbulun arka sokaklarında, Kapadokyada peribacaları labirentlerinin arasında dolaştırıyor okuyucusunu. Her zamanki gibi pergelin bir ayağını aşkın merkezine diğer ayağını ayrılığın hüzün ateşine dokundurarak, âşık olmakla sevmenin eş anlamlı olmadığını gösteriyor.

Bu Konuyu Paylaş
Google Ekle Google skype pinterest skype youtube grubumuz
kiriklink Bildirimi
Google Ekle kiriklink
  •  

♫ MELODi ♫

Hüzün Yanığı Özet
Sinan Yağmur Hüzün Yanığı kitabında, bir genç kızın lise hayatından ölümüne kadar olan büyük aşkını anlatmaktadır.

Cem İstanbul'da gecenin ayazında, fotoğraf makinesi ile fotoğrafını çekeceği ünlüyü beklemektedir. Akşam gazeteye uğrayıp işini öğrenir ve tüm gece işi için sokaklarda gezer. Gecesi gündüzü yoktur. Yaptığı işten ise hiç memnun değildir. Sonunda mekandan çıkan ünlü ve sevgilisinin fotoğraflarını çekerek sahile doğru gitmeye başlar. Giderken iki çöp kutusunun arasında bir beden görür. Yerde yatan bir kadın olsa da kadın demeye bin şahit ister. Kısa saçı ve erkek kıyafeti ile hiç kadına benzememektedir. Cem, başta gitmeye yeltense de vazgeçip polisi arar. Polisin gelmesi ile ifadesi için karakola giderler. Orada adli tıp raporu ile mobese kamerası incelenmesiyle neden öldüğünü öğrenirler. Böyle bir şey hiç aklından geçmemiştir.

Cem, üç gün aynı rüyayı görür. Rüyasında; ölen kadın gelinlikli bir şekilde odasına girerken görmektedir. Komiserden kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü öğrenince, ailesini bulup onlara teslim etmek ister. İstanbul'un kötü semtlerinde aramaya başlar. Tarlabaşı semtinde biri kadının yaşadığı yeri gösterir. Çilingir ile açılan ev, ev demeye bin şahit ister. Cem duvarda ki resimleri ve defteri alarak oradan ayrılır. Resimler ise Nevşehir'de çekilmiş, ölen kadının ve yanında yakışıklı bir adamın resmidir. Gazeteden izin alarak Nevşehir'e gitmeye karar verir. Nevşehir'e gidince ilk balonların kalktığı Göreme'ye gider ama orada bir şey bulamaz. Ertesi gün ise fotoğrafta olan asma köprünün olduğu Avanos'a geçer. Oradaki fotoğrafçı, fotoğrafa bakınca kadını tanır. Kadının adı Turna'dır. Fotoğrafçı onu alarak Turna'nın yaşadığı konağa götürür. Turna'nın tek tanıdığı kişi Münire Hanım onu kayınvalidesidir. Münire hanıma her şeyi anlatır. Yaşlı kadın, Turna'nın ölümüne çok üzülür. Turna, aslında oldukça güzel bir kadındır. Adı gibi allı turnadır. Nasıl bu hale geldiği ise merak konusudur. Turna'nın eşyaları arasında bulunan iki defteri de alarak Turna'nın hayatını okumaya başlar:

Turna'nın annesi Selanik göçmeni, babası ise bir çiftçinin sekiz oğlundan, tek okuyan memur olanı, bir Toros yörüküdür. Önce annesinin sonra lise yıllarında babasının ölümü ile hayat Turna için daha da zor olur. Bir gün bir felsefe dersinde gelen Orhan Öğretmen ile Turna biraz kabuğundan sıyrılır. Kimseyle konuşmayan sessiz kız, felsefe dersinde konuşmaktan zevk almaya başlar. Ergenlik çağında ise ilk aşkı ile tanışır. Orhan Öğretmene aşık olmuştur. Orhan; koyu kumral, kahverengi gözlü, kirli sakallı, çapkın gülüşü, gamzeli yakışıklı bir adamdır. Turna için onu sevmek, babasını onda bulma umududur. Artık Orhan öğretmen ile görüşmeye başlar. Ankara'nın en uzak semtlerinde buluşmaya başlarlar. Orhan'la ilk öpüşmelerinde ise ikilemde kalmıştır. Bir yanı Orhan'a aşıksın dese de, bir yanı babasını özlediği için yakınsın demektedir. Aylar geçtikçe Orhan değişmeye başlar, Turna'dan kopmaktadır. Artık Orhan okula gelmemeye başlar, öğretmenler ise karalarcasına konuşmaktadır. Orhan'ın bir sürü yere borcu vardır. Yalnızlığından Turna'nın onun ile kalmasını ister. Fakat Turna daha öğrencidir. Kabul etmemesinden sonra bir kez daha görüşmeleri ise son görüşmeleri olur. Turna o gün ilk aşkını kaybedince bir daha eskisi gibi olamaz. Bu durumdan sonra üniversite sınavında bir şey yapamayınca güzel sanatlar fakültesinde okur. Hayatı ise sürekli bunu sorgulamakla geçer. Üniversiteden sonra bir turizm şirketinde işe girer. Altı ayın sonunda başarısından dolayı, şirket üç kişiyi geziye Nevşehir'e götürür. Nevşehir de kilden vazo yaparken, Orhan'ı görmesiyle kendinden geçer. Kaderi hiç beklenmedik anda karşısına çıkmıştır. O günden sonra Turna, İstanbul'a dönünce Orhan bir kez de onu İstanbul da ziyaret eder. Fakat beklediği karşılığı bulamayarak geri döner. Turna da aradan geçen bir haftanın sonunda yanlış yaptığını düşünerek Nevşehir'e gider. Orhan, onun geldiğine çok memnun olur. Birlikte bir gün balonla gezmeye çıkınca Orhan ona evlenme teklif eder ve Turna kabul eder. Orhan, ona hayatında başından geçenleri anlatmıştır. Orhan ve Turna, tüm hazırlıklardan sonra kır düğünü ile evlenirler. Her şey bir sene boyunca güzel gider. Birlikte Orhan'ın turizm şirketini yönetirler. Bir yılın sonunda Turna'nın bebeği olamayacağını öğrenmesi ile hayatları alt üst olur. Başta Orhan, önemli olmadığını söylese de zamanla o da sorgular gibi bakmaktadır. Ya da bunlar tamamen Turna'nın aklında kurup gördükleridir. Her şey yabancı turistlerin gelmesiyle tamamen bozulur. Turna, Orhan'ın onu aldattığını düşünmektedir. O gece Orhan'ın otel de kalması ile onu aldattığını düşünür. Otele onu basmaya giderek dönülmeyecek bir kavgaya başlarlar. Orhan, arabasına binerek orayı terk eder ve yolda geçirdiği kaza ile hayata gözlerini yumar.

Turna ise Orhan'ın ölmesi ile her şeyini kaybeder. Tamamen içine kapanır. Kimseyle konuşmaz, elinden düşürmediği deftere sürekli bir şeyler yazar. Daha fazla hatıralara dayanamayan Turna, İstanbul'a döner. Fakat İstanbul da hayat bıraktığı gibi değildir. Her başvurduğu işte uygunsuz imalar yüzünden iş bulamaz. İş bulamayan Turna fakir bir hayat yaşamaya başlar. Yiyecek bir şey bile bulamayacak hale gelir. O gece ise çöpten bulduğu kuru ekmeği kemirmektedir. Açlıktan ağzı, boğazı kuruyan Turna taş gibi ekmeğin boğazından geçmemesiyle hayata gözlerini yumar.

Sinan Yağmur'un Hüzün Yanığı kitabında gözlerimden yaşlar ile Turna'nın hayatını okudum. Böyle güzel bir aşkın böyle bitmesine çok üzüldüm. Edebi yönden bakacak olursak; sade bir dille ustalıkla anlatılmış. Hayatımızda, içimizde olan konulara değinmiştir. Herkesin okumasını tavsiye ederim.

Yazan: Nilay Alakuş
  •  

🡱 🡳
EhPortal 1.40.2 © 2026, WebDev