Ana Menü

* HAFTANIN TEMALARI *

Katre-i Matem - İskender Pala

Başlatan ♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ, 20 Mayıs 2026 14:29:05

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ



Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala'nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul'u, hatta tüm Osmanlı'yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem'de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul'da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin'in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda -ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı canından; Sultan III. Ahmet'i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali'nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark'ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet'i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul'u ve Sadabat'ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

Bu Konuyu Paylaş
Google Ekle Google skype pinterest skype youtube grubumuz
kiriklink Bildirimi
Google Ekle kiriklink
  •  

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ

Katre-i Matem Özet


Günümüz Divan edebiyatçısı olarak bilinen İskender Pala'nın polisiye ve aşkı bir arada işlediği Katre-i Matem romanında Osmanlı Devleti'nin en ilginç dönemlerinden biri olan "Lale Devri" dönemini anlatmaktadır. Gerilimin hiç düşmediği ve dönem hakkında birbirinden farklı bilgilere ulaşabildiğimiz bu roman yazarımızın bir müzayede de satın aldığı el yazması kitapla başlıyor.66 sualde cinayet konu başlıklı kitabın konusu ise şöyle;

Şahin ve çok sevdiği Nakşıgül ilk tanışmalarından kısa bir süre sonra evlenmişler ve ilk gece mutlu ve aşk sarhoşu bir halde uyumuşlardı. Şahin sabah uyandığında Nakşıgül'e sarılmak istemiş fakat yatağın yanının boş olduğunu, etrafa bakındığında ise her yerin kanla kaplı olduğunu görmüştü. Olayın şokunu üstünden atamadan odaya bir sürü kişi girmiş ve adı Tomruk Emini olan bir kolluk görevlisi onu derhal zindana atmıştı. Birçok işkence gördükten sonra sorguya çekilmiş ve Nakşıgül'ün katili olarak sorgulanmıştı. Tomruk Emini ve diğerleri onu Haliç'e götürüp denize atmaya karar vermişler ama çıkan lodos sayesinde Şahin kaçabilmişti. Şahin izini kaybettirip kayığına bindiği Osmanzade sayesinde Macar bir hekime simasını değiştirtmiş, Macar hekimde kaşlarını kaldırıp burnunu biraz değiştirince çok başka biri haline getirmişti. İlk olarak dilencilerin arasında katılmaya karar verdi ve orada çok yakın bir dost kazanmış oldu. Adı Topaç Yeye idi. Onunla beraber hem dilenip hem de Nakşıgül'ün katillerini bulmaya karar verdiler.

O dönemin veziri olan Veziriazam İbrahim Paşa gizli olayları çözmede ve çözülememiş cinayetleri aydınlatmada çok ünlü biriydi. Kendisi de bu tür şeylerden çok hoşlanırdı. Bir gün muhafızlardan biri ona içi birçok çeşit meyve ve yemişle dolu bir sepet getirdi. Sepeti ters çevirdiğinde ise halıya bir kadın başı saçıldı. O günden itibaren bu cinayetin peşine düşmeye karar vermişti. Sultan Ahmet ise Osmanlı Devleti'ni on yıl boyunca barışa sürükleyecek bir anlaşma imzalamış ve İstanbul'u adeta yeniden inşa ettirmişti. Her yeri güzelleştirmiş ve her yere laleler dikmişti. Herkes zevk ve sefa içindeydi. Halk hariç. Padişahın en yakınlarından olan İshak Efendi ise bir gün ona bir mektup getirdi. Abisi Sultan Mustafa'nın bir oğlu olduğunu ve bu şehzadenin hep gizli tutulduğunu yazmıştı. Şehzade Ahmet şuan ortalardaydı ve bu devlet-i aliyye için bir riskti. Hemen Şehzade Ahmet aranmaya başlamıştı. Vezir bu konuşmaları bir şekilde öğrenmiş ve o da Şehzade Ahmet'in peşine düşmüştü. Birbirinden habersiz olan görevliler her yerde şehzadeyi arıyorlardı. Kısa bir süre içinde onun kılık değiştirdiğini ve adının Kara Şahin olduğunu öğrendiler.

Dilencilikten, dervişliğe oradan da vezirin istihbaratçılığına geçen Şahin ise Nakşıgül'ün cinayetini araştırmaya devam ediyordu. Bir kaç isme ulaşmıştı fakat vezirin yardımına ihtiyaç duyuyordu. Bu sıralarda Hafız Çelebi adında bir lale yetiştirici kişisiyle tanıştılar. Topaç Yeye ve Şahin bu adamı çok sevmişlerdi. Hafız Çelebi, Şahin'in sürekli elinde tuttuğu mora çalan laleyi görmüş ve onu nerde bulduğunu sormuştu. Çünkü o lale bir ikizi bulunan ve çalınan bir laleydi. Şahin ise bu laleyi Nakşıgül'ün elinde bulduğunu söylemişti. O günden itibaren Topaç Yeye, Hafız Çelebi ile yaşamaya başlamıştı. Bir kişi vardı ki şehzade Ahmet'in varlığından haberdardı ve tek amacı onun güvenliğiydi. Bu kişi Hurikız'dı. Çok uzun süredir Şahin'i koruyordu. Kısa süre içinde tanıştılar ve ikisi de Nakşıgül cinayetinin peşine düştüler.
O dönemde halk iyice fakirleşmiş ve herkes sultandan memnun olmadığını dile getiriyordu. Patrona Halil adında bir kişi etrafında toplanan halk isyan başlattı ve Sultan Ahmet tahttan indirildi vezir de öldürüldü. Bu olayla beraber Şahin ve Hurikız da istedikleri adamlara ulaşıp cinayeti öğrendiler. Meğerse Şahin'in ona annesinden kalen 30 incinin peşindelermiş. Nakşıgül ise Gürcü bir cariyeymiş ve her şey bir oyunmuş. Kayınpederi sandığı adam ise köle tacirliği yapan kötü bir adammış. Nakşıgül ölmemiş onun yerine başka birinin bedeni parçalanmış ve suç Şahin'in üstüne kalmış.

Şahin her şeyi öğrenmişti fakat Şehzade Ahmet olduğu herkes tarafından gizleniyordu. Osmanlı tarihinde gizli tutulan ve bilinmeyen bu hikaye hala gizemini korumaktadır ve el yazması bu kitabın yazarı hala bilinememektedir. Kişiler ise gerçektir.

Yazan: Ilgın Kocaman
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

  •  

🡱 🡳
EhPortal 1.40.2 © 2026, WebDev