Ana Menü

* HAFTANIN TEMALARI *

Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Başlatan ♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ, 19 Mayıs 2026 15:40:11

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ


Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için "bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir" diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

Bu Konuyu Paylaş
Google Ekle Google skype pinterest skype youtube grubumuz
kiriklink Bildirimi
Google Ekle kiriklink
  •  

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ

Yaban Özet


Savaşta sol kolunu kaybeden Ahmet Celal, askeri Mehmet Ali'nin 'gel seni köyüme götüreyim' fikriyle kendini Porsuk Çayına yakın bir avuç köylünün yaşadığı köyde bulur. Ömrünün bundan sonraki yıllarında onlarla birlikte yaşama gayesi içindedir. Fakat köylüler onu geldiği ilk günden itibaren içlerine almaz varlığını yadırgarlar. Başta Mehmet Ali'nin annesi Zeynep Kadının, kardeşi İsmail'in ve diğer tüm köylülerin gözünde Ahmet Celal'in tabiriyle Yaban olmaktan öteye gidemez. Her gün tıraş olması, temiz kıyafetler giymesi ve daha birçok Ahmet Celal'in alışkanlığı olan hareketler köylünün garipsemesine sebep olur. Bir gün Mehmet Ali yeniden askere çağırılır ve Ahmet Celal, Zeynep kadının kendisinin evdeki varlığının yük olduğundan şikayetçi olduğunu duyar. Bekir Çavuş'un yardımıyla küçük bir ev alır ve orada yaşamaya başlar. Kendisine yardımcı olan Emeti Kadın, bir garip aşık Süleyman ve eşeği dışında kimsesiz bir adamdır. Köydeki her günü ona yalnızlığını derinden hissettirirken aşk ansızın kapısını çalar. Dolaşmaya çıktığı bir gün başka köyden olan Emine'yi görür. Onun nahif bedeni ve duru güzelliği Ahmet Celal'i amansız bir aşka sürükler. Çok defa konuşmaya çalışsa da kız her defasında korkar ve kaçar. Ahmet Celal kendini her seferinde kızın köyüne giden yolda bulur hatta bu yolda sık sık İsmail'le karşılaşır. Çok sonraları onun ve Emine'nin yavuklu olduğunu öğrenir. Evlenmesinler diye Zeynep kadını bile doldurur fakat İsmail Ahmet Celal'in eskiden tanıdığı sessiz ezilen çocuk değildir. Annesine hatta herkese karşı çıkan bir çocuk olur. Ahmet Celal en son Bekir Çavuş'a evlenmek istediğini söyler. Bekir Çavuş karısı vasıtasıyla Emine'nin halasına haber gönderir fakat Emine 'varmam ben o yabana' cevabını verir. Ahmet Celal o dakika sevdasını kalbine gömerken İsmail ve Emine evlenir. Köydeki günleri yalnız ve ıstırap içinde geçerken günün birinde düşman askerleri çıkar gelir. Köyde ne var ne yok yerler bununla da kalmayıp köye ve köylüye zarar verirler. Evler yakılır, kadınlar çocuklar taciz edilir. Ahmet Celal tüm köyün meydanda toplanıp askerler tarafından dayak yediği akşam Emine'ye kaçalım der. Fırsatını buldukları ilk anda da kaçarlar fakat her ikisi de vurulur. Bu noktada Ahmet Celal yazısına son verirken defteri Emine'ye bırakıp yoluna yalnız devam edeceğini yazar.

DEĞERLENDİRME

Konusu Milli Mücadele yıllarının Anadolu'su, köylünün savaşa karşı hali tavrı ve Tanzimatçı Ahmet Celal'in aralarında kendine yer bulma çabası. Yakup Kadri'nin bu eseri oldukça eleştiri alırken Yakup Kadri kitabının ilk birkaç sayfasında eleştirilerine cevap veriyor. Ona göre eleştirilen köylüyü aşağılama meselesini aslında hikayenin içerisinde zaten açıklıyor. Ahmet Celal karakteri çoğu kez köylünün bu halde olmasının aydın kesimin suçu olduğunu söylüyor. Yadırgadıkları her şey için 'bilmiyorlarsa kabahat kimin? Senin benim' diyor. Padişahlığı, ağalığı ve şeyhliği de işlerken Anadolu köylüsünün bunlara körü körüne inanmalarını eleştiriyor. Kısaca kendine yeni bir benlik bulacağını ve ölüm kapısına gelene kadar zamanını huzurla geçireceğini düşünüp çıktığı bu yolda köylü ile aralarındaki derin uçurumu fark ediyor. O uçurumu her seferinde aşmak isterken köylü yeni uçurumlar açmaktan geri durmuyor. Yalnızlığını, çaresizliğini ve küçük de olsa bir umudunun oluşunu başarıyla satırlara aktarıyor.

Yazan: Leyla Nur Sarı
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

  •  

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ

Yaban Kitap Özeti



Ahmet Celal subay olarak görev yaptığı Birinci Dünya Savaşı sırasında tek kolunu kaybeder. Ülkenin gidişatı da iyi değildir. İstanbul işgal altındadır ve bu durum Ahmet Celal'in canını çok sıkar, İstanbul'da düşman hükmüne şahit olmaya dayanamaz. Askerlerinden biri olan Mehmet Ali'nin Eskişehir'deki Porsuk Çayı yakınlarındaki köyüne gitmeye karar verir.

Okumuş ve aydın bir kişiliğe sahip olan Ahmet Celal, dünyadan bir haber olan bu köylülerin içerisinde, düşünmekten sorgulamaktan aciz kafa yapılarıyla mücadele etmeye çalışmaktadır. Fakat kızdığı şey bu cahil kalmış halk değil yıllar boyu kendi derdine düşüp toplumun gerçekliklerinden uzak kalmış aydınlardır. Ülkenin içinde bulunduğu durum da Ahmet Celal'in hassasiyetini iyice arttırmaktadır. Kurtuluş Mücadelesini desteklemek şöyle dursun kötüleyici konuşmalar köy havasında hakimdir. Ahmet Celal sinirlerine hâkim olmakta zorlanır zaten köyde kendisiyle ilgili izlenimler pek iyi değildir. Aylardır Mehmet Ali ve ailesinin evinde yaşamasına rağmen onlar bile kendisine pek uzak davranmakta ve bütün köy halkı Ahmet Celal'i "yaban" olarak adlandırmaktadır.

Ahmet Celal ise bu köylülerin özgürlükleri hatta canları pahasına kolunu kaybettiğini fark etmelerini ve kendisine minnet duymalarını beklerken köyde işler hiç de beklemediği gibi gider. Sağ yanındaki eksiklik köylü için bir minnet hatırlatıcısı olmaktan çok rahatsızlık uyandırıp kafalarını başka yöne çevirmelerine neden olmaktadır. Ahmet Celal köylüye kızmayıp bu kadar cahil kalmalarını kendisine ve kendi gibi aydınların duyarsızlığına vermektedir. Sabırla Mustafa Kemal Paşa'nın başlattığı Kurtuluş Savaşı'nın ehemmiyetini köylüye anlatmaya çalışmaktadır. Oysa tüm bu çabaların nafile olduğunu düşman askerleri geldiği vakit onlara üç kuruş para kazanma umuduyla yardım edip yol gösteren köylüden öğrenecektir.

Ahmet Celal köydeki insanlardan köyün boğucu havasından bunaldığında Porsuk Nehri boyunca bir geziye çıkmaktadır. bir gün öyle çok yürümüştür ki neredeyse komşu köyün sınırlarına varmıştır. Dere kenarında uzun boylu, bakımsız ama güzel bir vücuda sahip olduğu belli olan ayrıca yemyeşil gözleriyle de insanı büyüleyen bir kıza rastlamıştır. Ahmet Celal kız ile konuşmaya çalışır adı öğrenmeye çalışır fakat kız adeta ürkek bir keçi gibi kaçmaktadır. Ahmet Celal'in bu yabani bir hayvanı andıran kaçış hoşuna gider. Bu karşılaşmadan sonra sık sık o köye doğru gidip gelmeye başlar. ne gariptir ki yol üstünde Mehmet Ali'nin kardeşi İsmail'e rastlar sık sık. Bu garip rastlantı sırasında zaman zaman hiç konuşmadan geçip giderler, zaman zaman da İsmail bir iki dal sigara koparmak umuduyla sohbet açar. İsmail, Ahmet Celal'e sanki yaşını almış küçük bir cüce gibi gelir. Çocuk yaşta olmasına rağmen sanki kırk yaşında bir adam görünümündedir. Tıpkı bu coğrafyanın kurak topraklarına benzeyen cildi de belli ki bu izlenimde oldukça etkilidir. Bir gün çatıda sigara içtiği sırada Ahmet Celal yanına gelir. Belli ki derdi sigara koparmaktır. Konu açılır ve komşu köy yolundaki karşılaşmalara gelir. İsmail, Emine adında bir kızdan bahseder. Tarif ettiği kız belli ki Ahmet Celal'in gönlünü kaptırdığı yabani kızdır. Ahmet Celal, İsmail'e bir güzel azar çeker ve yaşını başını işinin gücünü olmamasını bahane ederek bu işlere uygun olmadığını söyler. İsmail tek laf etmez. Ahmet Celal'in içi içini kemirmekte ve bir şey yapma ihtiyacı hissetmektedir. Konuyu İsmail'in annesi Zeynep Kadın'a açar. Zeynep Kadın bu evliliğe katiyen karşıdır. Emine öksüz bir kızdır ve hiçbir mal varlığı yoktur. Zeynep Kadın bu yoksul kızı gelin olarak almayacağını söyler. Ahmet Celal'in içi bir nebze olsun soğumakla birlikte elini çabuk tutmaya karar verir ve köyde nadir konuştuğu kişilerden biri olan Bekir Çavuş'a konuyu açar. Bekir Çavuş karısıyla haber göndereceğini söyler. Beklenen haber gecikmeli olsa da gelir. Emine "Ben elin yabanına varmam." diyerek kestirip atmıştır.

Ahmet Celal, Bekir Çavuş'un ahırını kiralayıp Mehmet Ali'nin evindeki istenmeyen varlığını sonlandırmaya karar verir. Emeti Kadın adında da bir kadını işlerine yardım etmesi için tutar. Tüm bunlar olurken Emine ve İsmail evlenmişlerdir. Ahmet Celal, İsmail'in çorak toprak gibi tenine Emine'nin tenine yakıştıramaz ve bunu kendine yakıştıran Emine'den tiksinti duyar.

Düşman askeri köye varır. Köylü tepki göstermek şöyle dursun düşmana yol gösterir. Ahmet Celal'in köylüden soğuma ve nefreti iyice artar. Savaşın kazanıldığına ve düşmanın geri çekildiğine dair söylentiler gelir. Bir gün büyük bir gürültüyle düşman askeri köye döner. Çoluk çocuk yaşlı kadın demeden türlü işkenceler eder. Küçük bir köylü çoban çocuğunu vurup öldürür. Köylünün neyi var neyi yok el koyar. Tarlaları talan edip evleri ateşe verir. Yetmez köyün kadınlarının ırzına geçerler. Ahmet Celal buradan sağ çıkış olmayacağının farkına varır ve hengâme sırasında Emine'yi de alıp kaçmaya çalışırlar. Kaçış sırasında vurulurlar. Geceyi köy mezarlığında geçirirler. Emine'nin yarası ağırdır. Ahmet Celal gün be gün yazdığı bu defteri Emine'ye emanet eder ve bilinmeyen bir yöne doğru ilerlemeye başlar. Ahmet Celal'in anılarını yazdığı ve bu Anadolu köyünde yaşadıklarını kayda geçirmek için tuttuğu defteri, Sakarya Savaşından sonra düşmanın yaptığı zulümleri incelemek için Haymana, Mihalıççık ve Sivrihisar etrafına gönderilen "Tetkik-i Mezalim Heyeti" bir ağaç kovuğunda bulmuştur.

Roman Milli Mücadele zamanında aydın ile Anadolu köylüsü arasındaki zihniyet farklılığını anlatmaktadır. Yakup Kadri Osmanoğlu'nun en bilindik romanıdır. Bir anı defterinden yola çıkılarak yazılmıştır.

Yaban için "Bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir" diyen Yakup Kadri, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazdığı Ankara adlı eserinde cevap bulmaya çalışacaktır.

Editör: Ceren Kozalıoğlu
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

  •  

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ

Yaban Kitabının Özeti



Ahmet Celal, Cihan Harbi'ne katılmış bir subaydır. Bu savaşta sağ kolunu kaybetmiştir. Bu savaştan psikolojik olarak çok etkilenmiştir. Hatta kendisini dünyadan elini eteğini çekmiş bir kimse olarak tanımlar. Mehmet Ali'nin yalnız kalma, seni köyüme getireyim teklifini kabul eder. Mehmet Ali annesi Zeynep Kadın ve küçük kardeşi İsmail ile yaşamaktadır. Ahmet Celal köye ilk geldiği günden beri herkesten ayrı bir durumda hisseder kendini. Onun en basit alışkanlıkları bile köy ahalisine tuhaf bir soytarı gösterisi gibi gelir. Ahmet Celal bu duruma çok içerliyordur. Bu insanlar için kaybettiği sağ kolunun kimse için bir kıymeti yoktur. Onu ya görmezden geliyor ya da ürkütücü bakışlarla süzüyorlardır. Oysa ki Ahmet Celal'in sağ tarafındaki boşluk onlar içindir. Ancak Ahmet Celal onların gözünde bir yabandır.

Köylünün tavırları Ahmet Celal'i bir bunalıma sürükler. Bu bunalımdan kurtulmak, kafasını dinlemek için köyün kıyısına yürümeye başlar. Burada bir kız ile karşılaşır. Uzun zamandır bunalımlı ruh haline bir ilaç bulmuş, aşık olmuştur. Ancak kız ürküp ondan kaçar. Ne de olsa o bir yabandır.

Ülkenin gidişatı iyiye gitmeyince Mehmet Ali de tekrar askere çağrılanlar arasında yerini alır. Mehmet Ali'nin gidişiyle Ahmet Celal'in hayatı daha da zorlaşır. Zeynep Kadın da İsmail de ona kötü davranırlar. Bu buhrandan kurtulmak için köy kıyısına gittiği bir gün İsmail'le karşılaşır. İsmail de o kız için gelmiştir. Kızın adı Emine'dir. İsmail her fırsatta Emine'yle evlenmek istediğini söyler. Yaşının küçük olduğunu söyleyen kimseye aldırmaz, zaptedilemez bir hale gelmiştir.

Ahmet Celal daha fazla bu evde kalamayacağına karar verir ve kendine başka bir yer bulur. Burada köylülerden Süleyman ile birlikte kalır. Süleyman eşi tarafından defalarca herkesin gözü önünde aldatılmış bir adamdır. Köydekiler bu durumdan rahatsız olup boşanmalarını sağlarlar. Fakat karısı Cennet yine kendini yanlış yollarda bulur.

Ahmet Celal, Emine'yle evlenmek istediğini haber gönderir. Ancak Emine kabul etmez. İsmail ise bütün karşı çıkmalara rağmen Emine ile evlenir. Ahmet Celal için hayat artık daha da çekilmez bir hal alır.

Yunanlar köyleri yağmalamaya başlar ve bir gün sıra Ahmet Celal'in bulunduğu köye de gelir. Köylülere işkence etmeye başlarlar. Bu kargaşanın içinde Ahmet Celal, Emine'nin elini tutar. Kaçıp kurtulabileceklerini düşünürler. Ancak ikisi de yaralanır. Emine'nin durumu ağırdır, hareket edecek hali kalmadığını söyler. Ahmet Celal buraya geldiğinden beri yaşadıklarını, hissettiklerini yazdığı defteri Emine'ye teslim eder. Ardından vücudundan kanlar aka aka bilinmeze doğru yürümeye başlar.

Cumhuriyet dönemi yazarlarının en kıymetlilerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, milli mücadele dönemine farklı bir bakış sunuyor. Bu eserinde bizi cepheye değil halkın içine götürüyor. Ülke bir kurtuluş mücadelesi verirken ne olduğuna dair bir fikri olmayan insanları görüyoruz. Onların savaşa, kurtuluşa olan bakışını çok şeffaf bir dille okuyoruz. Köylü ve aydın çatışmasının üzerinde duruluyor özellikle. Anadolu halkının bu durumundan aydın kesimi de sorumlu tutar. Eserin Atatürk sevgisini aşılamak gibi bir görevi de var fikrimce. Sosyolojik bir inceleme niteliği de taşıyor aynı zamanda. Medyanın gücünü, halkı yönlendirmenin ne kadar basit olduğunu ve aynı zamanda bunun çok büyük bir tehlike yarattığını görüyoruz. Bu eseri tam anlamıyla özümseyebilmek adına biraz daha yaş almayı beklemek gerekiyor sanırım. Anlatılan olayların günümüzdeki yansımasını görebilmek için en azından. Eğer bu kitabı okul çağlarında okumuş iseniz lütfen kütüphanenizde saklayın ve yıllar sonra tekrar karıştırın bu sayfaları. Çok kıymetli şeyler anlatıldığını fark edeceksiniz.

Editör: İnci Ege
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

  •  

♫ 𝕄𝔼𝕃𝕆𝔻𝕚 ♫ ツ

Yaban Konusu



Roman, sağ kolunu kaybetmiş olan Ahmet Celal'in hayatını anlatır. Ahmet Celal Cihan Harbinde kolunu kaybetmiştir. O halinde yanında sadece Mehmet Ali denen arkadaşı olmuştur. Mehmet Ali, Ahmet Celal'e kendi köylerine gelmesini söylemiştir. Ahmet Celal bu olayları unutup, kafasını dinlemek için arkadaşının teklifini kabul etmiştir.

Köye gittiklerinde Mehmet Ali'nin annesi Zeynep Kadın ve kardeşi olan küçük İsmail Ahmet Celal'e pekiyi davranmamıştır. Küçük İsmail daha on dört yaşlarındadır. Fakat yüzü aynen bir yaşlı suratı gibidir, boyu da cücedir. Ara sıra Ahmet Celal'in yanına gelip sigara istiyordu.

Ahmet Celal'e köyde "Yaban" adını takmışlardı. Çünkü köye yabancı yerden gelmişti, yabancıydı diye ona bu adla sesleniyorlardı. O diğer köylüler gibi değildi. Sürekli okuyan, kendine bakan, aydın bir insandı. Bir gün kahveye gidip köylüyü savaş hakkında uyarmak istedi. Mustafa Kemal'in başarılarını anlattı. Fakat köylüler onu ciddiye bile almadılar.

Bunun üzerine Yaban morali bozuk şekilde, köyün kıyısına gidip, kafasını dinlemek istedi. Orda yeşil gözlü, genç ve güzel bir kız gördü. İlk görüşte aşık oldu kıza. Konuşmak istedi; ama kız ondan kaçtı da kızın peşinden gidip, kızı takip etti.

Köyde Cennet adında bir kadın vardır. Bu kadın Süleyman denen adamla evliydi. Fakat başka kişilerle gezip tozuyordu. Köylü artık bu durumdan rahatsız olmuştu. Kadın Süleyman'ı kandırıyor ve Süleyman da eşine hak veriyordu. Köydekiler boşanmalarını isterler. Kadın da buna olumlu yanıt verir. Kadın gidip başkasıyla evlenir ve ondan da boşanır sonunda kötü yola düşer. Bunu duyan Süleyman çok sevinir.

Şeyh Yusuf denen bir şeyh köye gelir. Adamın hastalara okuyunca iyileştirdiğini söyleyenler vardır. Köylüler bu adama çok hürmet eder severlerdi. Yaban bu adama inanmadı ve adamla kavga etti bunun üzerine köylüler, Yaban'ın çarpılacağını söylüyorlardı.

Günler geçti ve Mehmet Ali tekrardan askere çağrıldı. İsmail abisinin evden gitmesiyle daha da hırçınlaşmıştı. Zeynep Kadın'ı da dinlemiyordu. Zeynep Kadın ise bu durumdan Yaban'ı sorumlu tutuyordu. Çünkü Yaban evlerine geldiğinden beri sorunlar çoğalmıştı. Kadın da Yaban'a incitici sözler savuruyordu. Yaban ise bunu pek de takmıyordu.

Yaban yine köylü kızını takip ederken, İsmail'le karşılaşır. İsmail'e nedenini sorduğundaysa Emine denen kız için geldiğini söyler. Bu kız Yaban'ın dere kenarında gördüğü kızdır. Ve İsmail o kızla görüştüğünü söyler. İsmail gün geçtikçe daha da huysuzlaşır evlenmek istediğini dile getirir. Ve aynı evde yaşamayacağını annesine söyler. Depo olarak kullanılan bir ev bulurlar.

Ahmet Celal sonunda bu kızı halasından istemeye karar verir. Bunun için Bekir Çavuş'u gönderir. Bekie Çavuş haber alınca kendisine bildireceğini söyler. Ve Emine cevap olarak '' ben elin yabanına varmam '' diye cevap verir. Bu sırada Yaban Bekir Çavuş'a bu işten vazgeçtiğini, Emine konusunun kapanmasını ister ama adam artık Emine'ye dediğini açıklar. Emine'nin cevabının duyunca adam şok olur.

Ahmet Celal gün geçtikçe daha da sessizleşir. İçine kapanır. Yanında Süleyman'la yaşamaya başlar. Süleyman ise halen karısını affedebileceğini söylemektedir. Cennet'ten başka hiçbir şey konuşmaz. Yaban ona kötü davranmaya başlayınca evden ayrılır.

İsmail, annesi karşı çıktığı halde Emine ile evlenir. Yaban bunu duyunca daha kötü olur. Başka evde yaşamaya başlayan Yaban'ın işlerini Emeti Kadın diye biri yapmaya başlar. Bu kadının bir de küçük yeğeni Hasan vardır. Hasan çoban ve çok saf bir çocuktur.

Bir gün köyde Bekir Çavuş Emine'nin şehit olduğunu sandığı babasını görür. Adamın adı Şerif Çavuştur. Yaban da adamla tanışır. Adam hemen ailesini görmek istediğini bugüne kadar esir hayatı sürdüğünü anlatır.

Bir gün Hasan'ı işkence edilmiş halde bulurlar. Emeti Kadın çığlık çığlığadır. Yaban çocuğu alıp yatağa yatırır ve ölmediğini söyler. Hasan yatakta uyurken düşman askerleri gelir ve Emeti kadından para isterler. Emeti Kadın onlara parasını verir. Adamlar o sıra Hasan'ı yatağından düşürürler ve Hasan ölür.

Öte yandan, Yunanlılar köyleri yağmalar, ateşe verir, halka işkence ederler. Bir gün Ahmet Celaldin bulunduğu köye girerler. Köylüler kaçarak dereye gizlenirler. Savaşmak istemedikleri gibi, M. Kemal'i de Yunan'a saldırmakla suçlarlar. Düşman onları kolaylıkla bulur, yakalayıp köy meydanında öldürür. Ahmet Celal ile Emine de vardır aralarında. Genç subay, bir ara, karışıklıktan yararlanarak Emine'nin elini tutar, birlikte koşmaya başlarlar. Düşman ateş açar, ikisi de yaralanırlar. Zorlukla köyün mezarlığına ulaşırlar. Orada sabaha değin beklerler. Ertesi gün yola çıkacaklardır. Fakat Emine yürüyecek halde değildir, yarası ağırdır. Ahmet Celal yazdığı bir defteri kızın eline sıkıştırır. Bilinmeyen bir geleceğe doğru umutsuzca yürür gider.
Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.


Misafirlerin mesajlardaki resimleri görüntülemesine izin verilmemektedir; lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

  •  

🡱 🡳
EhPortal 1.40.2 © 2026, WebDev